Bilgi

Dred Scott Kılıfı

Dred Scott Kılıfı


We are searching data for your request:

Forums and discussions:
Manuals and reference books:
Data from registers:
Wait the end of the search in all databases.
Upon completion, a link will appear to access the found materials.

Yargıtay'ın en tartışmalı kararlarından biri olan Dred Scott kararının arka planı karmaşıktır.Bir köle olan Dred Scott, Missouri vatandaşı olan ordu cerrahı John Emerson tarafından satın alınmıştı. Scott ve efendisi, köleliğin yasak olduğu Illinois ve Wisconsin Bölgesi'nde zaman geçirmişti. 1846'da Emerson'ın ölümünden sonra Scott, özgür toprağa yaptığı yolculuğun onu özgür kıldığını iddia ederek özgürlüğü için dava açtı. Scott daha sonra New York'lu bir kölelik karşıtı olan John Sanford'a sahip oldu ve davanın federal mahkemelere taşınmasına yardımcı oldu, çünkü mesele artık farklı eyaletlerin sakinleri arasında bir anlaşmazlık içeriyordu. Dava sonunda Yüksek Mahkemeye ulaştı ve 1857'de bir karara varıldı. Yüksek Mahkeme, ülkenin kendisi gibi, bölümlere ayrıldı. Liberal yargıçlar, Scott'ın Missouri Uzlaşması hükümleri uyarınca serbest bırakılması gerektiğini savundu. Muhafazakar yargıçlar, Scott'ın özgürlüğünü reddetmek ve Uzlaşmayı anayasaya aykırı olarak yönetmek istediler. Sonunda Mahkeme tek bir karara varamadı, ancak eski bir köle sahibi olan Baş Yargıç Roger B. Taney'in aldığı pozisyonlar galip geldi. Şunu buldu:

  • Dred Scott'ın mahkeme sisteminde hiçbir yeri yoktu çünkü siyahlar, özgür ya da köle olmalarına bakılmaksızın vatandaş değildi ve olamazdı.
  • Köle, köle sahibinin mülküydü ve Missouri Uzlaşması'nın 36-30' hattının kuzeyindeki bu geçici ikamet, özgürlük vermiyordu.
  • Beşinci Değişiklik uyarınca Kongre, vatandaşları mülklerinden mahrum etme yetkisine sahip değildi; bu, Missouri Uzlaşmasının kölelik hükümlerini ortadan kaldırmaya hizmet eden bir karardı.

Taney, siyahlar için vatandaşlığa karşı kararına varmak için eziyetli bir mantık kullandı. Eyaletler tarafından verilen vatandaşlık ile federal hükümet tarafından verilen vatandaşlık arasında ayrım yaptı. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki vatandaşlığın kendisinin 1787'de bulunan Avrupalıların torunlarına ait olduğu sonucuna vardı:

Doğrudur, Anayasanın kabulü sırasında çeşitli eyaletlerde vatandaş olarak tanınan her kişi ve her sınıf ve kişi tanımı, aynı zamanda bu yeni siyasi yapının vatandaşları olmuştur; ama hiçbiri başka; onlar tarafından, onlar ve onların gelecek nesilleri için oluşturuldu, ama başka hiç kimse için.

1787'de mevcut Avrupalılara ve onların soyundan gelenlere vatandaşlık hakkı vererek, bu Avrupalıların benzer geçmişe sahip göçmenlere yeni vatandaşlık teklifinde bulunabileceklerini kabul etti, ancak bunun onların soyundan gelen Afrikalı köleler için yapılabileceğini reddetti.

Bir asırdan fazla bir süre önce, daha aşağı bir düzenin varlıkları olarak kabul edilmişlerdi ve ne sosyal ne de politik ilişkilerde beyaz ırkla ilişki kurmaya tamamen uygun değildiler; ve o kadar aşağılardı ki, beyaz adamın saygı duymak zorunda olduğu hiçbir hakları yoktu; ve Zenci'nin kendi yararına adil ve yasal olarak köleliğe indirgenebileceğini. O alınıp satıldı ve ne zaman kar elde edilebilecekse sıradan bir ticari mal ve trafik maddesi gibi muamele gördü. Bu görüş, o zamanlar beyaz ırkın uygar kesiminde sabit ve evrenseldi.

Taney, eyaletlerin bağımsız oldukları için siyahlara eyalet vatandaşlığı verebileceğini kabul etti, ancak bu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığı vermeyecekti. Sonuç olarak, federal hükümet, Amerika Birleşik Devletleri Anayasası tarafından kendisine verilen yetkiler kapsamında Kaçak Köle Yasasını kabul ederse, bunun özgür eyaletlerdeki kaçak kölelere uygulanıp uygulanmayacağına yalnızca kendisi karar verebilir. Devletler müdahale edemedi. Mahkemenin kararına ilişkin haberler ülkeyi kasıp kavurdu ve genel olarak öngörülebilir tepkilere yol açtı. Cumhuriyetçiler çileden çıktılar ve kararı partileri için bir tehdit olarak gördüler, ancak sonunda pek çok ılımlının yeni partiyi desteklemesi nedeniyle kâr elde ettiler. Demokratlar onarılamaz bir şekilde Kuzey ve Güney hiziplerine bölünmüştü. Stephen A. Douglas, halk egemenliği çözümünü geçersiz kıldığı için karara karşı çıktı. Öte yandan Başkan James Buchanan, kölelik sorununun sona erdirilebileceği umuduyla kararı olumlu karşıladı. Başkanı eleştirenler, Mahkemenin tepkisini şekillendirmek için fiilen komplo kurmakla suçladı.


Dred Scott Vakası

Dred ve Harriet Scott Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen en önemli davalardan biri St. Louis'in Eski Adliyesinde görüldü. Dred Scott - Sandford ülkenin tüm tarihini değiştirmeye yardımcı olan önemli bir karardı. Yüksek Mahkeme davayı 1857'de karara bağladı ve Missouri Uzlaşmasının geçersiz olduğu ve hiçbir Afrikalı-Amerikalının vatandaşlık hakkına sahip olmadığı kararıyla, sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nin köleleştirilmiş halkının özgürlüğüne yol açan İç Savaşı hızlandırdı.

Dred ve Harriet Scott, 1846'da geleceklerini kendi ellerine aldılar ve kölelikten kurtulmak için Eski Adliye Sarayı'na geldiler. Dava başladığında Dred Scott yaklaşık 50 yaşındaydı. Peter Blow ailesinin mülkü olarak 1799 civarında Virginia'da köle olarak doğdu. Blow ailesi, 1830'da Scott'ı yanlarına alarak St. Louis'e taşındı ve ailenin mali sorunları nedeniyle kısa süre sonra onu sattı. Jefferson Kışlası'nda görevli bir askeri cerrah olan Dr. John Emerson, Scott'ı satın aldı ve Scott, kendisine 1820'deki Missouri Uzlaşması tarafından köleliğin yasaklandığı Illinois ve Wisconsin Bölgesi'ndeki görevlere eşlik etti. Bu dönemde Scott, Harriet Robinson ile evlendi. Fort Snelling'de köleleştirildi. Eliza ve Lizzie adında iki çocukları oldu. John Emerson, Louisiana'da kısa bir süre kaldığı sırada Irene Sanford ile evlendi. 1842'de Scott'lar, Dr. ve Bayan Emerson ile birlikte St. Louis'e döndüler ve Dr. Emerson ertesi yıl burada öldü. Bayan Emerson, Dred, Harriet ve Scott'ın çocuklarını, maaşlarının çoğunluğunu koruyarak diğer aileler için çalışmak üzere işe aldı.

6 Nisan 1846'da Dred Scott ve karısı Harriet, özgürlükleri için Irene Emerson'a dava açtı. Takım elbise için neden bu özel zamanı seçtiği kesin olarak bilinmiyor - neredeyse dokuz yıl boyunca, Scott özgür bölgelerde yaşadı ve köleliğine yasal olarak meydan okuyabilecek durumdaydı. Tarihçiler üç olasılığı göz önünde bulundurmuşlardır: İşe alınmaktan memnun olmamış olabilir, Bayan Emerson onu satmayı planlamış olabilir ya da kendi özgürlüğünü satın almayı teklif etmiş ve reddedilmiş olabilir. Davanın siyasi nedenlerle açılmadığı biliniyor. Louis'de köleliğe karşı çıkan arkadaşların, bir zamanlar özgür bir bölgede yaşadığı gerekçesiyle Scott'ı özgürlüğü için dava açmaya teşvik ettiği düşünülüyor. Geçmişte, Missouri mahkemeleri "bir kez özgür, her zaman özgür" doktrinini desteklediler. Scott, köleleştirilmiş bir kişiye okuma yazma öğretmenin yasa dışı olduğu bir sistem altında yaşadığı için okuma yazma bilmiyordu ve kazancı Bayan Emerson'a devredildi. parası yoktu, giysisi için yardıma ihtiyacı vardı. Scott'ın bakanı John Anderson, dava açma kararlarında etkili olmuş olabilir ve Dred'in ilk sahipleri olan Blow ailesi onu mali olarak destekledi. Bu tür arkadaşların desteği, Scotts'a yaklaşık on bir yıllık karmaşık ve çoğu zaman hayal kırıklığı yaratan davalarda yardımcı oldu.

1846 yasasına göre, mahkeme sistemi tarafından ele alınan konu, tüm insanların özgürlük hakkına sahip olup olmadığı değil, bir mülkiyet hakları sorunuydu. Bu apaçık adaletsizliğe rağmen, Dred ve Harriet Scott ve diğer 300 köleleştirilmiş insan, özgürlük aramak için Eski Adliye Sarayı'na gelme cesaretini buldu. Scott ailesi, yasal meydan okuma yoluyla aradıkları özgürlüğü bulamadılar, ancak bu davayı doldurmadaki cesaretleri ve kararlılıkları, İç Savaşın ve tüm Amerikalılar için kölelikten kurtulmanın sağlanmasına yardımcı oldu.


Dred Scott Vakası - Tarihçe

St. Louis'in eski adliye binası, Amerikan tarihinin en önemli olaylarından birinin yeriydi. 50 yaşında bir köle olan Dred Scott ve karısı Harriet, 1846'da özgürlükleri için dilekçe verdiler. Scott'ların 1847 ve 1850'de Missouri'deki iki duruşması, bir Yüksek Mahkeme kararıyla sonuçlanan bir dizi karmaşık olayı kışkırttı ve sonuçta Amerikan İç Savaşı'nın başlangıcını hızlandırdı. Bu sergide yer alan belgeler, Scott'ların dava yoluyla özgürlüklerini kazanma mücadelesini özetlemektedir ve bu önemli davanın mevcut tek kaydıdır.

Erken dönem
Dred Scott, 1799'da Virginia'da Peter Blow ailesinin kölesi olarak doğdu. Ömrünü köle olarak geçirdi ve asla okuma yazma öğrenmedi. Darbeler St. Louis'e taşındıktan kısa bir süre sonra, Dred, Jefferson Kışlası'nda görevli bir askeri cerrah olan Dr. John Emerson'a satıldı. Dred, Emerson'a, 1820 tarihli Missouri Uzlaşması tarafından köleliğin yasaklandığı Illinois ve Wisconsin Bölgesi'ndeki birçok görevde eşlik etti. Bu süre zarfında Dred, yine bir köle olan Harriet Robinson ile evlendi ve daha sonra iki çocuğu oldu. Scott ailesi, 1842'de Dr. Emerson ve yeni karısıyla birlikte St. Louis'e döndü. John Emerson 1843'te öldüğünde, Dred, Harriet ve çocukları, St. Louis'deki diğer aileler için çalışmak üzere Bayan John Emerson tarafından işe alındı. .

İskoçların Özgürlük Dilekçesi
6 Nisan 1846'da Dred Scott ve karısı Harriet, özgürlükleri için dava açtı. Scott'ın özgürlüğü için dilekçe vermek için neden bu zamanı seçtiği açıkça bilinmiyor, ancak tarihçiler üç olasılık sıraladı:

  • Dred Scott memnun değildi çünkü kendisi ve ailesi işe alındı.
  • Bayan Emerson onu satmayı planlamış olabilir.
  • Dred Scott kendi özgürlüğünü satın almayı teklif etmiş ve reddedilmiş olabilir.

Dred Scott'ın John Emerson ile birlikte özgür topraklarda yaşarken neden dilekçe vermediği belli değil. Ancak, Scott'ların bakanı John Anderson ve Blow ailesinin desteğiyle Scott, St. Louis mahkemelerine önümüzdeki on bir yılı kapsayacak bir dilekçe verdi.

Birinci ve İkinci Denemenin Sonuçları
1847'de, Scott'ların ilk davası, kulaktan dolma kanıtların sunulması nedeniyle reddedildi. Mahkeme, Scott'ların davalarını St. Louis Devre Mahkemesi'nde yeniden açmasına izin verdi ve ikinci bir duruşmayla sonuçlandı. İkinci duruşmadaki jüri, Dred Scott ve ailesinin özgür olması gerektiğini ilan etti. Ancak, Bayan Emerson, davayı Missouri Eyalet Yüksek Mahkemesine temyiz etti, bu mahkeme 1852'de kararı bozdu ve Dred Scott'ı köleliğe geri verdi. Yenilmek için değil, Dred Scott özgürlüğü için savaştı. Scott, John Emerson'ın mülkünün sorumluluğunu üstlenen Bayan Emerson'ın erkek kardeşi John F. A. Sanford'a dava açtı. Mahkeme ayrıca bu davada Scott aleyhine karar vererek Scott'ın ABD Yüksek Mahkemesi'ne yaptığı temyiz başvurusunu teşvik etti.


ABD Yüksek Mahkemesi Kararı
ABD Yüksek Mahkemesi'nin dokuz yargıcından yedisi, Dred Scott'ın yalnızca bir köle olduğuna değil, aynı zamanda bir köle olarak Scott'ın herhangi bir konuda federal mahkemelerde dava açmaya hakkı olmadığına da karar verdi. Mahkeme, kuzey bölgelerinde köleliği yasaklayan 1820 tarihli Missouri Uzlaşmasının anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. Bu nedenle, Scott kuzey bölgelerinde yaşamış olmasına rağmen, özgürlüğünü hiçbir zaman kazanmamıştı.

İç Savaşın Eşiği
Amerikan halkı, bu davanın tüm köleler için emsal teşkil edeceğinden ve köleliğin kontrolsüz bir şekilde yayılacağından korkarak karara çok sert tepki gösterdi. 1854'te köleliğin yayılmasını yasaklamak için kurulan Cumhuriyetçi parti, Kongre ve mahkemelerin kontrolünü ele geçirmek için mücadelesini yeniledi. 1860 yılında, Cumhuriyetçi bir zaferle Abraham Lincoln, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak seçildi ve Güney Carolina'nın Birlikten ayrılmasına yol açtı. Dred Scott Kararı, ülkeyi İç Savaşın eşiğine getirmişti.

Daha sonra yaşam
Dred Scott ve ailesi, Bayan Emerson yeniden evlendikten sonra Blow ailesine geri verildi. Darbeler, Mayıs 1857'de Scott'lara özgürlüklerini verdi. Sadece bir yıl sonra, 1858'de, Dred Scott tüberkülozdan öldü ve özgürlük mücadelesinin sonuçlarını asla bilmeden St. Louis'e gömüldü.


Tartışmalı davanın ardından, Irene Emerson yeniden evlendi ve Scott ailesini başka bir köleci aileye, Blows'a verdi. Peter Blow, Scott'lara özgürlüklerini verdi.

Kuzey Amerika 19. yüzyıl Siyah aktivisti ve eskiden köleleştirilmiş kişi, Dred Scott kararının önemini American Abolition Society'nin yıldönümünde yaptığı bir konuşmayla kabul etti.

Scott tüberkülozdan ölür.

Lincoln-Douglas tartışmaları başlar. Tartışmaların çoğu Dred Scott davasına ve bunun köleleştirme üzerindeki etkisine odaklanıyor.


Tanıtım

Yüksek Mahkeme kararı Dred Scott - Sandford 6 Mart 1857'de yayınlandı. Baş Yargıç Roger Taney tarafından sunulan bu görüş, Afrikalı Amerikalıların Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olmadıklarını ve Federal mahkemelerde dava açamayacaklarını ilan etti. Ayrıca, bu karar Missouri Uzlaşmasının anayasaya aykırı olduğunu ve Kongrenin topraklarda köleliği yasaklama yetkisine sahip olmadığını ilan etti. Dred Scott kararı, Anayasanın 13. ve 14. Değişiklikleri ile bozuldu.


Daha Fazla Yorum:

Vince E Treacy - 20.11.2009

Mark Graber, Lincoln'ün sözlerini bağlamından kopardı ve çarpıtacak kadar çarpıttı.

Graber, Douglas'la yaptığı tartışmada Lincoln'ün sözlerini şu şekilde aktarır: "Köle sahibi, zencilerini Kansas'a götürmek için [siyasi] bir hakka [bir özgür adamın domuzlarını veya atlarını götürmek zorunda olduğu] aynı [siyasi] hakka [sahip olacaktır]". Abraham Lincoln, yurttaşlarına, "zencilerin domuzlar ve atlar gibi mülktü" bilgisini verdi. topraklara insan mülkiyeti getirme hakkını gerektiriyordu. Sorun bir kez tanımlandıktan sonra, Dred Scott'taki holding makul görünüyor."

Ancak Lincoln, sorunun bu tanımını asla kabul etmedi. Graber, Lincoln'ün sözlerini çarpıttı, çünkü Lincoln köleleri hiçbir zaman domuzlar ve atlarla eşit tutmadı. Graber bunu, Lincoln'ün söylediği sonraki sözleri keserek yapıyor: "Ama durum bu mu? Öyle olmadığı malum.” Lincoln, "ABD'de 400.000 özgür zenci" olduğunu söylemeye devam etti. Niye ya? "Bu zenciler özgürdür, çünkü sahipleri, bir şekilde ve bir zamanda, yaratıkların aklı, duygusu, ruhları, aile sevgileri, umutları, sevinçleri, üzüntüleri -onları domuzlardan ya da atlardan daha fazlası yapan bir şeye- sahip olduklarından tatmin olmuş hissettiler. ”

Lincoln'ün çevrimiçi kaynakla birlikte tam teklifi. Kendiniz için yargılayın:

Bay Lincoln: “Köle sahibinin zencilerini Kansas'a götürmek için aynı [siyasi] (sic) hakkı olduğu söylenir, bir özgür adamın domuzlarını veya atlarını alması gerektiği gibi. Zenciler, domuzlar ve atlarla aynı anlamda mülk olsaydı, bu doğru olurdu. Ama durum bu mu? Öyle olmadığı malum. Güneyliler zencilere atlarına davrandıkları gibi davranmazlar. Amerika Birleşik Devletleri'nde 400.000 özgür zenci var. Bütün ırk bu ülkeye köle olarak geldi. Bu zenciler nasıl özgür oldu? Her biri 500 ABD Doları değerinde, değerleri 2.000.000 ABD Dolarıdır. Sahibi olmadan ortalıkta dolaşan iki milyon dolar değerinde başka bir mülk bulabilir misiniz? Bu zenciler özgürdür, çünkü sahipleri, bir şekilde ve bir zamanda, yaratıkların akıllarına, hislerine, ruhlarına, aile sevgilerine, umutlarına, sevinçlerine, üzüntülerine -onları domuzlardan veya atlardan daha fazla yapan bir şeye- sahip olduklarından memnun hissettiler. Köle Sahipleri bizden daha kalpsiz ve gaddar olmamızı ve bu varlıklara kendilerinin hiçbir zaman böyle davranamadıkları bir mal gibi davranmamızı mı isteyecekler?” Sayfalar 245-46.

Graber'in çarpıtılmış alıntısının aksine, Lincoln'den adil bir alıntı şöyle olurdu:

Lincoln, "Köle sahibinin zencilerini Kansas'a götürmek için aynı [siyasi] (sic) hakka sahip olduğu, bir özgür adamın domuzlarını veya atlarını almak zorunda olduğu aynı [siyasi] (sic) hakka sahip olduğu herkesin bildiği gibi değil" dedi. Lincoln şunları ekledi: "Bu zenciler özgürdür, çünkü sahipleri, bir şekilde ve bir zamanda, yaratıkların akıllarına, hislerine, ruhlarına, aile sevgilerine, umutlarına, sevinçlerine, üzüntülerine sahip olduklarından tatmin olmuş hissettiler---onları bundan daha fazlası yapan bir şey. domuzlar veya atlar.”

Tam teklifi verdim. Bırakın tarihçinin kaynaklarını nasıl kullandığını okuyucu yargılasın.

Not: [Politik] etrafındaki parantezler orijinal kaynaktadır. Graber, Lincoln'ün alıntısına köşeli parantezleri ekledi.

John Edward Philips - 16/10/2006

Savaş bir oyun değildir ve puanla kazanılmaz. Öyle olsaydı, Konfederasyonlar İç Savaşı kolayca kazanırdı. Bildiğim kadarıyla, Konfederasyon ordusu, tam tersinden daha fazla ABD askeri öldüren tek ordudur, ancak bu, çok daha büyük, daha iyi silahlı ve en azından kararlı bir düşmanı yenebilecekleri anlamına gelmiyordu.

Jason Blake Keuter - 10/15/2006

Birincisi, Anayasa'nın köleliğe karşı bir tavır almaması, Anayasa'da olması gereken şeyle tamamen tutarlıdır: o zamanki konsensüsün genel bir yansıması. Anayasa'nın tarihsel değişimi hızlandırma ve köleliği ortadan kaldırma, evrensel oy hakkı oluşturma vb. "başarısızlığının" onu öldüreceği ve tartışmalı olarak bağımsız bir ulus olarak ABD'nin sonunu getireceğine çok az kişi itiraz edebilir.

Bu, Anayasa'nın Milleti belirli bir tarihsel önyargılar dizisinin çamuruna soktuğu anlamına gelmez. Anayasa, değişiklikleri yazanların amaçladıkları ışığında değiştirilebilir ve yorumlanabilir. Değişiklik süreci, sanki Anayasa'yı değiştirmeyi neredeyse imkansız hale getirmek için tasarlanmış gibi, genellikle "zahmetli" olarak görülüyor, ama aslında öyle değil. Önerilen değişiklik genel olarak toplumda geniş bir fikir birliğinden yoksunsa, değişiklik süreci zordur. Ve tam niyet budur.

Dred Scott kararı sırasında, kölelik, mülkiyet ve Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan kişilerin hakları konusunda ulusal bir fikir birliği yoktu. Bu fikir birliği İç Savaşın sonunda ortaya çıktı ve 13., 14. ve 15. değişikliklere yansıdı. Ancak bu hikaye daha da karmaşıktır çünkü bu değişikliklerin (Mezbaha vb.) sonraki yorumları onların açık niyetlerine karşı çıkmıştır.

Öyleyse bu, Mahkeme adına bir tür Kibir ile mi konuşuyor? Tam olarak değil. İlk olarak, çağdaşlar Mahkeme'nin kararlarından aynı şekilde rahatsız olmaktan uzaktı. Özetle, bu, açıkça ayrımcılığı ve siyasi eşitliğin inkarını engellemesi gereken değişikliklerin daha önce bahsettiğim türden bir uzlaşmadan yoksun olduğunu gösteriyor. Bu değişikliklerin Yeniden Yapılanma sırasında (yani Güney'in rızası olmadan) yapıldığı göz önüne alındığında, her şey anlam kazanıyor.

1950'lerin ortalarına gelindiğinde, Mahkeme bu değişiklikleri orijinal dilleriyle uyumlu bir şekilde yorumlamıştır. Yurttaş Konseyleri, Little Rock ve George Wallace (ve on yıllık Sivil Haklar Hareketi) hepsi bu noktada bile altta yatan fikir birliğinin eksikliğine işaret ediyor! Başka bir deyişle, Dred Scott dışarıdayken Plessy hala ayaktaydı - en azından ülkenin çoğunun gözünde.

Sivil Haklar Hareketi sonunda onu öldürdü ve kanun önünde eşitlikten yana bir fikir birliğine varıldı. İronik olarak, sadece kısaca elde edildi. Kısa süre sonra Mahkeme, bir kez daha 14. değişikliğin dilini tersine çeviren Olumlu Eylem'i destekleyerek, Anayasa'nın yorumunu toplumsal mutabakat sınırlarının ötesine taşıyordu. Plessy dönemi Mahkemesi'nin 14. değişikliğin amacını açıkça göz ardı etmesine göğüs geren siyasi tarihçilerin, değişikliğe şimdi saygı gösterilmesini isteyen çağdaşlarına da aynı şekilde yüksek sesle bağırmaları büyük bir ironidir.

Medeni Haklar Hareketi'nin kanun önünde eşitliği destekleyen bir konsensüs oluşturduğunu bilen pozitif ayrımcılık savunucuları derhal buna karşı çıktılar. Olumlu eylemi savunmak için Mahkemeye bakmalı ve bu süreçte Anayasa'yı görmezden gelmesini talep etmelidirler. Normalde, Anayasa yetersizse, değiştirilmeye çalışılır. Ama herkes bilir ki, bir olumlu eylem değişikliğinin asla geçemeyeceğini bilir - halk ezici bir çoğunlukla buna karşıdır. Bu da bizi son ironiye getiriyor - pozitif ayrımcılıktan yana olan politik tarihçiler, demokrasinin (genellikle şirketler tarafından) yıkılması hakkında sürekli gürleyip duruyorlar, ancak kendileri, politika isteklerini karşı karşıya getirmek için hükümetin en demokratik olmayan koluna bağımlılar. seçmenler arasında bu politikalarla geniş bir anlaşmazlık.

Hatırlayın, son büyük olumlu eylem davasında, demokratik olarak seçilmiş bir Ulusal Başkanlık idaresi, eyalet hükümetiyle, Michigan Üniversitesi'nden bürokratik cankurtaranlarla karşı karşıyaydı: bu nedenle, Ulusal hükümetin kanun önünde eşitliğe yönelik tutarlı bir pozisyon aldığı iddia edilebilir. eyaletler yapmazken (Clinton'ın Monica sonrası, üssü güçlendiriyor, belediye sirklerini bir kenara bırakan olumlu-olumlu eylemlerle yüklü). Bu da bizi çoğu anayasal çatışmayı çevreleyen ana bağlantı noktasına geri getiriyor: devlete karşı ulusal egemenlik.

Robert Elliot Solot - 15/10/2006

Dred Scott kararının iç savaşın kökenleriyle hiçbir ilgisi olmadığını söylemek yanlış olur. Birincisi, kutuplaşmış siyasi iklimi şiddetlendirdi. Bir diğeri için, kaçak köleyi bulup sahiplerine iade etmek zorunda kaldıkları için köleliği yasadışı olduğu eyaletlere fiilen getiren Kaçak Köle Yasasına yol açar. Bu, tutkuları daha da alevlendirdi ve kölelik karşıtı haçlı seferini, az ya da çok dini fındıklarla sınırlı olduğu ana akım söyleme taşıdı. Elbette anayasa değişikliği ile bu sorun çözüldü. Bu İç Savaşın sonucu olsa da, "kota dizi savaş alanı kazalarının, daha eşitlikçi bir politika savunucularının daha büyük ırk eşitsizliği savunucularını katletmelerini mümkün kıldığını" söylemek yanlış olur. t Soley, eşit olmayan vücut sayımlarıyla belirlenir. Değişiklik, ABD'nin savaşı kazanması ve onu eski Konfederasyona dayatması (elbette askeri yönetim altındaydı ve o sırada oy hakkı yoktu): Birliğe yeniden kabul edilmek için bu Devletler onu onaylamak zorunda kaldılar. .

Jaeffrey Jack Artz - 9/10/2006

Jaeffrey Jack Artz - 9/10/2006

5. Değişiklik Süresi Süreci sorunu, davacı Scott'ın dava açma durumunun birincil (eşik) sorununa ikincildi. Ancak bunu keserek, mahkeme hiçbir zaman sahibinin DP hakkını v mülkiyetten yoksun bırakmasını (ya da davacının mahkemeye kabulünü mal sahibinin mülkünün "kamu kullanımı" olarak gerekçelendirirseniz sadece tazminatı) savunmak zorunda kalmadı. Lincoln, Taney'nin bir seçeneği olduğunu biliyordu ve köleliğin yasal olduğu eyaletlerde sınırlandırılmasını rasyonalize edebileceğini ve yasal olmadığı, ancak köle sahiplerinin çıkarlarının siyasi baskısı altında olduğu bir bölgeye göç üzerine "kişinin" mülkiyet statüsünün kaybedilmesine izin verebileceğini biliyordu. T, anayasanın (Bağımsızlık Bildirgesi gibi bir belgeyi ABD Anayasasının bir parçası olarak gördüğümü belirtmek için küçük "quotc") yorumuna boyun eğdi, bu temelde "Thomas Jefferson, ilan ettiğinde aslında herkesi kastetmiş olamazdı. 'bütün insanlar eşit yaratılmıştır' derken gerçekten 'beyaz adamları' kastetmişti, çünkü o bir taneydi ve bu sözleri yazdığı sırada köleleri vardı. ve en az üç yargıç, davayı 100 sayfanın üzerine çıkaran görüşlerle tartıldı), doğru hatırlıyorsam, "Kota zenci, beyaz bir adamın saygı duyması gereken hiçbir hakka sahip değildir." idi. Söz konusu alıntı, Bildirge'nin "bütün insanlar eşit yaratılmıştır" sözlerini çürütmek için gösterdiği yoğun çabanın sonunda geldi.

Oscar Chamberlain - 10/9/2006

Dred Scott'ı tarihsel bağlamına yerleştirme arzunuz iyi ve Taney'nin Anayasa yorumunun bu bağlamda tuhaf olmadığını belirtmekte haklısınız.

Ancak, bu kararın küçümsenmesinin çoğu, Taney'nin davayı temel bir karar haline getirme girişimine dayanıyor. Scott'ın dava açmaya hakkı olmadığını iddia edebilir ve orada durabilirdi. Bu kendi içinde tartışmalı olurdu, ancak ticarette kölelerin başka herhangi bir mülkten farklı olmadığı kararının etkisine yakın olmayacaktı. Bu, kuzeydeki birçok kişiye, köleliği dışarıda tutmak için özgür devletlerin hakkını devirmekle tehdit ediyor gibi görünüyordu.

Aslında böyle bir dava ortaya çıksaydı Taney'nin bu şekilde karar vereceğini sanmıyorum ama o bu olasılığın kapısını açmıştı.

John Edward Philips - 9/10/2006

Anayasanın bayrağı takip ettiğine dair tartışmalı argümanı kabul edelim çünkü Guantanamo'nun gözaltı mimarları kabul etmese bile ben öyle yapıyorum. Federalist Makaleler 3/5'i hem mal hem de kişi olduklarını iddia ederek savunsalar bile, kölelerin mülkten başka bir şey olmadığı iddiasını tartışma uğruna kabul edelim (bu, sonuçta Anayasa'nın kölelere nasıl atıfta bulunduğudur. ). Hatta Anayasa'nın ne kölelik yanlısı ne de kölelik karşıtı olduğu iddiasını kabul edelim. Bunu bireysel devletlere bıraktığı için, onu koymak için iyi bir yol.

Maine'in alkollü içecekleri yasaklama hakkı varsa ve Kongre'nin Kuzeybatı Bölgesi'nde köleliği yasaklama hakkı (olduğu gibi) olsaydı, Yüksek Mahkeme hangi hakla Kongre'nin yasaklama yetkisinin olmadığına karar verebilirdi? topraklara köle ya da başka herhangi bir mülkün getirilmesi? Kahretsin, arabanda meyve veya sebze varken California'ya bile gidemezsin. Bu tür herhangi bir mülke el koyma hakları vardır ve Kongre, bölgelere getirilen kölelere el koyma konusunda aynı hakka sahip olacaktır.

Missouri Yüksek Mahkemesi'nin, Dred Scott'ın Minnesota'da yasal olarak köle olmayabileceği, ancak gönüllü olarak Missouri'ye döndüğünde yasal olarak yeniden köle olduğu yönündeki argümanını kabul ediyorum. Bu, Dred Scott'ı, bölgeler için onlarca yıllık yasayı bozmadan yasal olarak köleliğe geri döndürebilirdi.


Sorunlar

Scott v. Sandford davasında, gündeme getirdiği önemli anayasal meseleler nedeniyle çok büyük bir etki yarattı. Bir köle veya Afrikalı Amerikalının federal mahkemelerde dava açmaya hakkı olup olmadığına işaret ederek başlayabiliriz. Hangisi bizi en basit soruya getiriyor, Dred Scott özgür müydü yoksa köle miydi? Eğer öyleyse, bir mal, bu durumda, bir köle (kendisi) adil bir tazminat ödenmeden sahibinden alınabilir mi? Dred Scott'ın Özgür Devlet'e girerek özgür olduğunu iddia edebilirler. Dred Scott özgür bir devlete girdikten sonra özgürse, eski bir kölenin vatandaş olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Bununla konuyu gündeme getiriyor, o zaman Amerika Birleşik Devletleri Anayasası uyarınca Amerikan vatandaşlarına tanınan tüm haklara, ayrıcalıklara ve dokunulmazlıklara sahipler mi? Scott v. Sandford davasının getirdiği bu anayasal meseleler, tarihi ve modern gün için büyük önem taşıyordu ve bu güne kadar yargı sisteminde devrim yarattı.


Vakanın Gerçekleri

Davanın davacısı Dred Scott köleleştirilmiş bir adamdı ve kölesi Missouri'den John Emerson'du. 1843'te Emerson, Scott'ı kölelik yanlısı bir eyalet olan Missouri'den, 1820'deki Missouri Uzlaşması tarafından köleliğin yasaklandığı Louisiana Bölgesi'ne götürdü. Emerson daha sonra onu Missouri'ye geri getirdiğinde, Scott özgürlüğü için bir Missouri mahkemesinde dava açtı. , "özgür" Louisiana bölgesinde geçici olarak ikamet etmesinin onu otomatik olarak özgür bir adam yaptığını iddia ederek. 1850'de eyalet mahkemesi Scott'ın özgür bir adam olduğuna karar verdi, ancak 1852'de Missouri Yüksek Mahkemesi kararı geri aldı.

John Emerson'ın dul eşi Missouri'den ayrıldığında, Scott'ı New York Eyaleti'nden John Sanford'a sattığını iddia etti. (Bir yazım hatası nedeniyle, resmi Yüksek Mahkeme belgelerinde “Sanford” yanlış “Sandford” olarak yazılmıştır.) Scott'ın avukatları, Sanford lehine karar veren New York bölgesi ABD federal mahkemesinde özgürlüğü için tekrar dava açtı. Hala yasal olarak köleleştirilmiş bir adam olan Scott, daha sonra ABD Yüksek Mahkemesine başvurdu.


Köle olarak hayat

Dred Scott, 1799 civarında Southampton ilçesinde, Virginia'da bir köle olarak doğdu. Asıl sahibi Peter Blow, 1818'de Alabama'ya taşındı ve daha sonra 1830'da St. Louis, Missouri'ye taşındı ve köleleri de dahil olmak üzere mallarını da yanına aldı. batıya hareket ettikçe. Blow 1832'de öldü ve bir ordu cerrahı olan Dr. John Emerson Scott'ı satın aldı.

1 Aralık 1833'ten 4 Mayıs 1836'ya kadar Emerson, şu anki Rock Island şehri yakınlarındaki Fort Armstrong, Illinois'de posthekim olarak görev yaptı. Scott, Emerson'la birlikte orduda yaşadı. Illinois özgür bir eyalet olduğu için, Scott bu yıllarda özgürlüğünü talep edebilirdi. Ancak bilinmeyen nedenlerden dolayı bunu yapmadı.

1836'da Scott, Emerson'a doktorun Wisconsin Bölgesi'ndeki Fort Snelling'deki yeni görevine eşlik etti. Wisconsin Bölgesi'nde kölelik yasadışı olmasına rağmen, Scott gelişinden itibaren 1838 Nisan'ında ayrılıncaya kadar Fort Snelling'de bir köle olarak kaldı. Bu iki yıl boyunca orada görevli Hint ajanı Binbaşı Lawrence Taliaferro'nun sahibi olduğu bir köle olan Harriet Robinson ile tanıştı ve evlendi. . Ne Scott ne de karısı şu anda özgürlük talep etti ve bir noktada Harriet'in mülkiyeti Emerson'ın eline geçti. Kasım 1837'de ordu, Emerson'ı Louisiana'daki Fort Jesup'a transfer etti ve burada Eliza Irene Sanford ile tanıştı ve evlendi. Emerson daha sonra kölelerini çağırdı ve Scott'lar Mississippi Nehri boyunca Louisiana'ya gittiler ve Nisan ayında Emerson ile buluştular. İkisi yolculuk sırasında özgür yargı alanlarından geçtiler, ancak bir kez daha özgürlüklerini talep etmediler.

Ordu, Emerson'u Seminole Savaşı sırasında hizmet etmesi için Florida'ya gönderdiğinde, karısını ve kölelerini Missouri, St. Louis'e yerleştirdi. Savaş sona erdikten sonra, Emerson Iowa Bölgesi'ne gitti, ancak Scott'lar St. Louis'de kaldı ve görünüşe göre hizmetlerini çeşitli insanlara kiraladılar. Aralık 1843'te Emerson aniden öldü ve Scott'lar da dahil olmak üzere mülkünü dul eşine bıraktı. For the next three years the Scotts worked as hired slaves, with the money they earned going to Irene Emerson. Scott offered to purchase his freedom, but Irene Emerson refused to sell him to himself, and in April 1846 he began the legal proceedings that would eventually bring his case to the Supreme Court, which issued the seminal ruling for which he became famous.


(1857) Abraham Lincoln, “The Dred Scott Decision and Slavery”

The Dred Scott Decision handed down by the U.S. Supreme Court on March 6, 1857 was supposed to end the decades-long debate about slavery in the United States. It did just the opposite, inflaming passions particularly in the North. In the follow speech, Abraham Lincoln, then a private citizen, presented his critique of the decision in a speech in Springfield, Illinois on June 26, 1857.

FELLOW CITIZENS: I am here to-night, partly by the invitation of some of you, and partly by my own inclination. Two weeks ago Judge Douglas spoke here on the several subjects of Kansas, the Dred Scott decision, and Utah. I listened to the speech at the time, and have read the report of it since. It was intended to controvert opinions which I think just, and to assail (politically, not personally,) those men who, in common with me, entertain those opinions. For this reason I wished then, and still wish, to make some answer to it, which I now take the opportunity of doing.

I begin with Utah. If it prove to be true, as is probable, that the people of Utah are in open rebellion to the United States, then Judge Douglas is in favor of repealing their territorial organization, and attaching them to the adjoining States for judicial purposes. I say, too, if they are in rebellion, they ought to be somehow coerced to obedience and I am not now prepared to admit or deny that the Judge’s mode of coercing them is not as good as any. The Republicans can fall in with it without taking back anything they have ever said. To be sure, it would be a considerable backing down by Judge Douglas from his much vaunted doctrine of self-government for the territories but this is only additional proof of what was very plain from the beginning, that that doctrine was a mere deceitful pretense for the benefit of slavery. Those who could not see that much in the Nebraska act itself, which forced Governors, and Secretaries, and Judges on the people of the territories, without their choice or consent, could not be made to see, though one should rise from the dead to testify.

But in all this, it is very plain the Judge evades the only question the Republicans have ever pressed upon the Democracy in regard to Utah. That question the Judge well knows to be this: “If the people of Utah shall peacefully form a State Constitution tolerating polygamy, will the Democracy admit them into the Union?” There is nothing in the United States Constitution or law against polygamy and why is it not a part of the Judge’s “sacred right of self-government” for that people to have it, or rather to keep it, if they choose? These questions, so far as I know, the Judge never answers. It might involve the Democracy to answer them either way, and they go unanswered.

As to Kansas. The substance of the Judge’s speech on Kansas is an effort to put the free State men in the wrong for not voting at the election of delegates to the Constitutional Convention. He says: “There is every reason to hope and believe that the law will be fairly interpreted and impartially executed, so as to insure to every bona fide inhabitant the free and quiet exercise of the elective franchise.”

It appears extraordinary that Judge Douglas should make such a statement. He knows that, by the law, no one can vote who has not been registered and he knows that the free State men place their refusal to vote on the ground that but few of them have been registered. It is possible this is not true, but Judge Douglas knows it is asserted to be true in letters, newspapers and public speeches, and borne by every mail, and blown by every breeze to the eyes and ears of the world. He knows it is boldly declared that the people of many whole counties, and many whole neighborhoods in others, are left unregistered yet, he does not venture to contradict the declaration, nor to point out how they can vote without being registered but he just slips along, not seeming to know there is any such question of fact, and complacently declares: “There is every reason to hope and believe that the law will be fairly and impartially executed, so as to insure to every bona fide inhabitant the free and quiet exercise of the elective franchise.”

I readily agree that if all had a chance to vote, they ought to have voted. If, on the contrary, as they allege, and Judge Douglas ventures not to particularly contradict, few only of the free State men had a chance to vote, they were perfectly right in staying from the polls in a body.

By the way since the Judge spoke, the Kansas election has come off. The Judge expressed his confidence that all the Democrats in Kansas would do their duty-including “free state Democrats” of course. The returns received here as yet are very incomplete but so far as they go, they indicate that only about one sixth of the registered voters, have really voted and this too, when not more, perhaps, than one half of the rightful voters have been registered, thus showing the thing to have been altogether the most exquisite farce ever enacted. I am watching with considerable interest, to ascertain what figure “the free state Democrats” cut in the concern. Of course they voted-all democrats do their duty-and of course they did not vote for slave-state candidates. We soon shall know how many delegates they elected, how many candidates they had, pledged for a free state and how many votes were cast for them.

Allow me to barely whisper my suspicion that there were no such things in Kansas “as free state Democrats”-that they were altogether mythical, good only to figure in newspapers and speeches in the free states. If there should prove to be one real living free state Democrat in Kansas, I suggest that it might be well to catch him, and stuff and preserve his skin, as an interesting specimen of that soon to be extinct variety of the genus, Democrat.

And now as to the Dred Scott decision. That decision declares two propositions-first, that a negro cannot sue in the U.S. Courts and secondly, that Congress cannot prohibit slavery in the Territories. It was made by a divided court-dividing differently on the different points. Judge Douglas does not discuss the merits of the decision and, in that respect, I shall follow his example, believing I could no more improve on McLean and Curtis, than he could on Taney.

He denounces all who question the correctness of that decision, as offering violent resistance to it. But who resists it? Who has, in spite of the decision, declared Dred Scott free, and resisted the authority of his master over him?

Judicial decisions have two uses-first, to absolutely determine the case decided, and secondly, to indicate to the public how other similar cases will be decided when they arise. For the latter use, they are called “precedents” and “authorities.”

We believe, as much as Judge Douglas, (perhaps more) in obedience to, and respect for the judicial department of government. We think its decisions on Constitutional questions, when fully settled, should control, not only the particular cases decided, but the general policy of the country, subject to be disturbed only by amendments of the Constitution as provided in that instrument itself. More than this would be revolution. But we think the Dred Scott decision is erroneous. We know the court that made it, has often over-ruled its own decisions, and we shall do what we can to have it to over-rule this. We offer no resistance to it.

Judicial decisions are of greater or less authority as precedents, according to circumstances. That this should be so, accords both with common sense, and the customary understanding of the legal profession.

If this important decision had been made by the unanimous concurrence of the judges, and without any apparent partisan bias, and in accordance with legal public expectation, and with the steady practice of the departments throughout our history, and had been in no part, based on assumed historical facts which are not really true or, if wanting in some of these, it had been before the court more than once, and had there been affirmed and re-affirmed through a course of years, it then might be, perhaps would be, factious, nay, even revolutionary, to not acquiesce in it as a precedent.

But when, as it is true we find it wanting in all these claims to the public confidence, it is not resistance, it is not factious, it is not even disrespectful, to treat it as not having yet quite established a settled doctrine for the country-But Judge Douglas considers this view awful. Hear him:

“The courts are the tribunals prescribed by the Constitution and created by the authority of the people to determine, expound and enforce the law. Hence, whoever resists the final decision of the highest judicial tribunal, aims a deadly blow to our whole Republican system of government-a blow, which if successful would place all our rights and liberties at the mercy of passion, anarchy and violence. I repeat, therefore, that if resistance to the decisions of the Supreme Court of the United States, in a matter like the points decided in the Dred Scott case, clearly within their jurisdiction as defined by the Constitution, shall be forced upon the country as a political issue, it will become a distinct and naked issue between the friends and the enemies of the Constitution-the friends and the enemies of the supremacy of the laws.”

Why this same Supreme court once decided a national bank to be constitutional but Gen. Jackson, as President of the United States, disregarded the decision, and vetoed a bill for a re-charter, partly on constitutional ground, declaring that each public functionary must support the Constitution, “as he understands it .” But hear the General’s own words. Here they are, taken from his veto message:
“It is maintained by the advocates of the bank, that its constitutionality, in all its features, ought to be considered as settled by precedent, and by the decision of the Supreme Court. To this conclusion I cannot assent. Mere precedent is a dangerous source of authority, and should not be regarded as deciding questions of constitutional power, except where the acquiescence of the people and the States can be considered as well settled. So far from this being the case on this subject, an argument against the bank might be based on precedent. One Congress in 1791, decided in favor of a bank another in 1811, decided against it. One Congress in 1815 decided against a bank another in 1816 decided in its favor. Prior to the present Congress, therefore the precedents drawn from that source were equal. If we resort to the States, the expressions of legislative, judicial and executive opinions against the bank have been probably to those in its favor as four to one. There is nothing in precedent, therefore, which if its authority were admitted, ought to weigh in favor of the act before me.”

I drop the quotations merely to remark that all there ever was, in the way of precedent up to the Dred Scott decision, on the points therein decided, had been against that decision. But hear Gen. Jackson further-

“If the opinion of the Supreme court covered the whole ground of this act, it ought not to control the co-ordinate authorities of this Government. The Congress, the executive and the court, must each for itself be guided by its own opinion of the Constitution. Each public officer, who takes an oath to support the Constitution, swears that he will support it as he understands it, and not as it is understood by others.”

Again and again have I heard Judge Douglas denounce that bank decision, and applaud Gen. Jackson for disregarding it. It would be interesting for him to look over his recent speech, and see how exactly his fierce philippics against us for resisting Supreme Court decisions, fall upon his own head. It will call to his mind a long and fierce political war in this country, upon an issue which, in his own language, and, of course, in his own changeless estimation, was “a distinct and naked issue between the friends and the enemies of the Constitution,” and in which war he fought in the ranks of the enemies of the Constitution.

I have said, in substance, that the Dred Scott decision was, in part, based on assumed historical facts which were not really true and I ought not to leave the subject without giving some reasons for saying this I therefore give an instance or two, which I think fully sustain me. Chief Justice Taney, in delivering the opinion of the majority of the Court, insists at great length that negroes were no part of the people who made, or for whom was made, the Declaration of Independence, or the Constitution of the United States.

On the contrary, Judge Curtis, in his dissenting opinion, shows that in five of the then thirteen states, to wit, New Hampshire, Massachusetts, New York, New Jersey and North Carolina, free negroes were voters, and, in proportion to their numbers, had the same part in making the Constitution that the white people had. He shows this with so much particularity as to leave no doubt of its truth and, as a sort of conclusion on that point, holds the following language:

“The Constitution was ordained and established by the people of the United States, through the action, in each State, of those persons who were qualified by its laws to act thereon in behalf of themselves and all other citizens of the State. In some of the States, as we have seen, colored persons were among those qualified by law to act on the subject. These colored persons were not only included in the body of `the people of the United States,- by whom the Constitution was ordained and established but in at least five of the States they had the power to act, and, doubtless, did act, by their suffrages, upon the question of its adoption.”

Again, Chief Justice Taney says: “It is difficult, at this day to realize the state of public opinion in relation to that unfortunate race, which prevailed in the civilized and enlightened portions of the world at the time of the Declaration of Independence, and when the Constitution of the United States was framed and adopted.” And again, after quoting from the Declaration, he says: “The general words above quoted would seem to include the whole human family, and if they were used in a similar instrument at this day, would be so understood.”

In these the Chief Justice does not directly assert, but plainly assumes, as a fact, that the public estimate of the black man is more favorable now than it was in the days of the Revolution. This assumption is a mistake. In some trifling particulars, the condition of that race has been ameliorated but, as a whole, in this country, the change between then and now is decidedly the other way and their ultimate destiny has never appeared so hopeless as in the last three or four years. In two of the five States-New Jersey and North Carolina-that then gave the free negro the right of voting, the right has since been taken away and in a third-New York-it has been greatly abridged while it has not been extended, so far as I know, to a single additional State, though the number of the States has more than doubled. In those days, as I understand, masters could, at their own pleasure, emancipate their slaves but since then, such legal restraints have been made upon emancipation, as to amount almost to prohibition. In those days, Legislatures held the unquestioned power to abolish slavery in their respective States but now it is becoming quite fashionable for State Constitutions to withhold that power from the Legislatures. In those days, by common consent, the spread of the black man’s bondage to new countries was prohibited but now, Congress decides that it will not continue the prohibition, and the Supreme Court decides that it could not if it would. In those days, our Declaration of Independence was held sacred by all, and thought to include all but now, to aid in making the bondage of the negro universal and eternal, it is assailed, and sneered at, and construed, and hawked at, and torn, till, if its framers could rise from their graves, they could not at all recognize it. All the powers of earth seem rapidly combining against him. Mammon is after him ambition follows, and philosophy follows, and the Theology of the day is fast joining the cry. They have him in his prison house they have searched his person, and left no prying instrument with him. One after another they have closed the heavy iron doors upon him, and now they have him, as it were, bolted in with a lock of a hundred keys, which can never be unlocked without the concurrence of every key the keys in the hands of a hundred different men, and they scattered to a hundred different and distant places and they stand musing as to what invention, in all the dominions of mind and matter, can be produced to make the impossibility of his escape more complete than it is.

It is grossly incorrect to say or assume, that the public estimate of the negro is more favorable now than it was at the origin of the government.

Three years and a half ago, Judge Douglas brought forward his famous Nebraska bill. The country was at once in a blaze. He scorned all opposition, and carried it through Congress. Since then he has seen himself superseded in a Presidential nomination, by one indorsing the general doctrine of his measure, but at the same time standing clear of the odium of its untimely agitation, and its gross breach of national faith and he has seen that successful rival Constitutionally elected, not by the strength of friends, but by the division of adversaries, being in a popular minority of nearly four hundred thousand votes. He has seen his chief aids in his own State, Shields and Richardson, politically speaking, successively tried, convicted, and executed, for an offense not their own, but his. And now he sees his own case, standing next on the docket for trial.

There is a natural disgust in the minds of nearly all white people, to the idea of an indiscriminate amalgamation of the white and black races and Judge Douglas evidently is basing his chief hope, upon the chances of being able to appropriate the benefit of this disgust to himself. If he can, by much drumming and repeating, fasten the odium of that idea upon his adversaries, he thinks he can struggle through the storm. He therefore clings to this hope, as a drowning man to the last plank. He makes an occasion for lugging it in from the opposition to the Dred Scott decision. He finds the Republicans insisting that the Declaration of Independence includes ALL men, black as well as white and forth-with he boldly denies that it includes negroes at all, and proceeds to argue gravely that all who contend it does, do so only because they want to vote, and eat, and sleep, and marry with negroes! He will have it that they cannot be consistent else. Now I protest against that counterfeit logic which concludes that, because I do not want a black woman for a slave I must necessarily want her for a wife. I need not have her for either, I can just leave her alone. In some respects she certainly is not my equal but in her natural right to eat the bread she earns with her own hands without asking leave of any one else, she is my equal, and the equal of all others.

Chief Justice Taney, in his opinion in the Dred Scott case, admits that the language of the Declaration is broad enough to include the whole human family, but he and Judge Douglas argue that the authors of that instrument did not intend to include negroes, by the fact that they did not at once, actually place them on an equality with the whites. Now this grave argument comes to just nothing at all, by the other fact, that they did not at once, or ever afterwards, actually place all white people on an equality with one or another. And this is the staple argument of both the Chief Justice and the Senator, for doing this obvious violence to the plain unmistakable language of the Declaration. I think the authors of that notable instrument intended to include all men, but they did not intend to declare all men equal in all respects. They did not mean to say all were equal in color, size, intellect, moral developments, or social capacity. They defined with tolerable distinctness, in what respects they did consider all men created equal-equal in “certain inalienable rights, among which are life, liberty, and the pursuit of happiness.” This they said, and this meant. They did not mean to assert the obvious untruth, that all were then actually enjoying that equality, nor yet, that they were about to confer it immediately upon them. In fact they had no power to confer such a boon. They meant simply to declare the right, so that the enforcement of it might follow as fast as circumstances should permit. They meant to set up a standard maxim for free society, which should be familiar to all, and revered by all constantly looked to, constantly labored for, and even though never perfectly attained, constantly approximated, and thereby constantly spreading and deepening its influence, and augmenting the happiness and value of life to all people of all colors everywhere. The assertion that “all men are created equal” was of no practical use in effecting our separation from Great Britain and it was placed in the Declaration, nor for that, but for future use. Its authors meant it to be, thank God, it is now proving itself, a stumbling block to those who in after times might seek to turn a free people back into the hateful paths of despotism. They knew the proneness of prosperity to breed tyrants, and they meant when such should re-appear in this fair land and commence their vocation they should find left for them at least one hard nut to crack.

I have now briefly expressed my view of the meaning and objects of that part of the Declaration of Independence which declares that “all men are created equal.”
Now let us hear Judge Douglas’ view of the same subject, as I find it in the printed report of his late speech. Here it is:

“No man can vindicate the character, motives and conduct of the signers of the Declaration of Independence except upon the hypothesis that they referred to the white race alone, and not to the African, when they declared all men to have been created equal-that they were speaking of British subjects on this continent being equal to British subjects born and residing in Great Britain-that they were entitled to the same inalienable rights, and among them were enumerated life, liberty and the pursuit of happiness. The Declaration was adopted for the purpose of justifying the colonists in the eyes of the civilized world in withdrawing their allegiance from the British crown, and dissolving their connection with the mother country.”

My good friends, read that carefully over some leisure hour, and ponder well upon it-see what a mere wreck-mangled ruin-it makes of our once glorious Declaration.
“They were speaking of British subjects on this continent being equal to British subjects born and residing in Great Britain!” Why, according to this, not only negroes but white people outside of Great Britain and America are not spoken of in that instrument. The English, Irish and Scotch, along with white Americans, were included to be sure, but the French, Germans and other white people of the world are all gone to pot along with the Judge’s inferior races. I had thought the Declaration promised something better than the condition of British subjects but no, it only meant that we should be equal to them in their own oppressed and unequal condition. According to that, it gave no promise that having kicked off the King and Lords of Great Britain, we should not at once be saddled with a King and Lords of our own.

I had thought the Declaration contemplated the progressive improvement in the condition of all men everywhere but no, it merely “was adopted for the purpose of justifying the colonists in the eyes of the civilized world in withdrawing their allegiance from the British crown, and dissolving their connection with the mother country.” Why, that object having been effected some eighty years ago, the Declaration is of no practical use now-mere rubbish-old wadding left to rot on the battle-field after the victory is won.
I understand you are preparing to celebrate the “Fourth,” tomorrow week. Ne için? The doings of that day had no reference to the present and quite half of you are not even descendants of those who were referred to at that day. But I suppose you will celebrate and will even go so far as to read the Declaration. Suppose after you read it once in the old fashioned way, you read it once more with Judge Douglas’ version. It will then run thus: “We hold these truths to be self-evident that all British subjects who were on this continent eighty-one years ago, were created equal to all British subjects born and then residing in Great Britain.”

And now I appeal to all-to Democrats as well as others,-are you really willing that the Declaration shall be thus frittered away?-thus left no more at most, than an interesting memorial of the dead past? thus shorn of its vitality, and practical value and left without the germ or even the suggestion of the individual rights of man in it?

But Judge Douglas is especially horrified at the thought of the mixing blood by the white and black races: agreed for once-a thousand times agreed. There are white men enough to marry all the white women, and black men enough to marry all the black women and so let them be married. On this point we fully agree with the Judge and when he shall show that his policy is better adapted to prevent amalgamation than ours we shall drop ours, and adopt his. Hadi görelim. In 1850 there were in the United States, 405,751, mulattoes. Very few of these are the offspring of whites and free blacks nearly all have sprung from black slaves and white masters. A separation of the races is the only perfect preventive of amalgamation but as an immediate separation is impossible the next best thing is to keep them apart where they are not already together. If white and black people never get together in Kansas, they will never mix blood in Kansas. That is at least one self-evident truth. A few free colored persons may get into the free States, in any event but their number is too insignificant to amount to much in the way of mixing blood. In 1850 there were in the free states, 56,649 mulattoes but for the most part they were not born there-they came from the slave States, ready made up. In the same year the slave States had 348,874 mulattoes all of home production. The proportion of free mulattoes to free blacks-the only colored classes in the free states-is much greater in the slave than in the free states. It is worthy of note too, that among the free states those which make the colored man the nearest to equal the white, have, proportionally the fewest mulattoes the least of amalgamation. In New Hampshire, the State which goes farthest towards equality between the races, there are just 184 Mulattoes while there are in Virginia-how many do you think? 79,775, being 23,126 more than in all the free States together. These statistics show that slavery is the greatest source of amalgamation and next to it, not the elevation, but the degeneration of the free blacks. Yet Judge Douglas dreads the slightest restraints on the spread of slavery, and the slightest human recognition of the negro, as tending horribly to amalgamation.

This very Dred Scott case affords a strong test as to which party most favors amalgamation, the Republicans or the dear Union-saving Democracy. Dred Scott, his wife and two daughters were all involved in the suit. We desired the court to have held that they were citizens so far at least as to entitle them to a hearing as to whether they were free or not and then, also, that they were in fact and in law really free. Could we have had our way, the chances of these black girls, ever mixing their blood with that of white people, would have been diminished at least to the extent that it could not have been without their consent. But Judge Douglas is delighted to have them decided to be slaves, and not human enough to have a hearing, even if they were free, and thus left subject to the forced concubinage of their masters, and liable to become the mothers of mulattoes in spite of themselves-the very state of case that produces nine tenths of all the mulattoes-all the mixing of blood in the nation.

Of course, I state this case as an illustration only, not meaning to say or intimate that the master of Dred Scott and his family, or any more than a percentage of masters generally, are inclined to exercise this particular power which they hold over their female slaves.

I have said that the separation of the races is the only perfect preventive of amalgamation. I have no right to say all the members of the Republican party are in favor of this, nor to say that as a party they are in favor of it. There is nothing in their platform directly on the subject. But I can say a very large proportion of its members are for it, and that the chief plank in their platform-opposition to the spread of slavery-is most favorable to that separation.

Such separation, if ever effected at all, must be effected by colonization and no political party, as such, is now doing anything directly for colonization. Party operations at present only favor or retard colonization incidentally. The enterprise is a difficult one but “when there is a will there is a way” and what colonization needs most is a hearty will. Will springs from the two elements of moral sense and self-interest. Let us be brought to believe it is morally right, and, at the same time, favorable to, or, at least, not against, our interest, to transfer the African to his native clime, and we shall find a way to do it, however great the task may be. The children of Israel, to such numbers as to include four hundred thousand fighting men, went out of Egyptian bondage in a body.

How differently the respective courses of the Democratic and Republican parties incidentally bear on the question of forming a will-a public sentiment-for colonization, is easy to see. The Republicans inculcate, with whatever of ability they can, that the negro is a man that his bondage is cruelly wrong, and that the field of his oppression ought not to be enlarged. The Democrats deny his manhood deny, or dwarf to insignificance, the wrong of his bondage so far as possible, crush all sympathy for him, and cultivate and excite hatred and disgust against him compliment themselves as Union-savers for doing so and call the indefinite outspreading of his bondage “a sacred right of self-government.”

The plainest print cannot be read through a gold eagle and it will be ever hard to find many men who will send a slave to Liberia, and pay his passage while they can send him to a new country, Kansas for instance, and sell him for fifteen hundred dollars, and the rise.


Videoyu izle: 8. Dred Scott, Bleeding Kansas, and the Impending Crisis of the Union, 1855-58 (Mayıs Ayı 2022).